20 Eylül 2011 Salı

Cem Vardarcı Zaferini Konserle Kutladı.. Serhan Yediğ











Zaferini konserle kutladıSerhan YEDİG28 Ağustos 2011Cem Vardarcı (22), otizmin ve Türkiye’nin engellerini ailesinin kararlılığıyla aşabilen nadir gençlerden. Piyano ve keman öğrencisi. İlköğrenimde altı okul değiştirdi.Güzel Sanatlar Lisesi’ne öğretmenlerden birinin şefkati sayesinde kabul edildi. YGS’de okutman desteği alamadı. Ege Üniversitesi Konservatuvarı’nın sınavına bile kabul edilmedi.
Buna karşın üniversite sınavında 179 puan alıp, Yaşar Üniversitesi’nin yetenek sınavlarını kazandı. Türkiye’de üniversiteye giren, bilinen ilk otistik oldu. Zaferini perşembe günü İzmir’de Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası’yla verdiği konserle kutladı. Hedefi öğretmen olmak.

Yaşar Üniversitesi’nin müzik yayını yapan taşlar ve fıskiyeli havuzlarla süslenmiş bahçesindeyiz. Ablası Gülser, annesi Gülçin Vardarcı’yla birlikte okula gelen Cem’le sohbet ediyoruz. Masamızdaki Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası (UGSO) kurucusu Nihan Özmutlu ve Yaşar Üniversitesi öğretim üyesi Kürşat Terci eksik bilgileri tamamlıyor. Cem, o gün orkestra üyeleriyle tanışacak, iki gün sonra da provalara başlayacak...
1.80 boyunda, zayıf, yüzünden tebessümü eksik olmayan, yedi numara gözlüklerinin ardından dünyayı merakla inceleyen bir genç Cem. Nazik, dikkatli, sosyal. Otizmin izlerini ilk bakışta görmek mümkün değil. Sevgisini coşkuyla belli etmesi, çok yorulduğunda karşındakinin cümlelerini tekrarlaması, kimi zaman okumada zorlanması dışında...

BEŞ AYRI MUCİZE

Anlatıklarına bakılırsa, 21 yıllık zorlu mücadelenin sonunda, son bir yılda birbiri ardına beş mucize yaşamış. Afişlerini gördüğü, kimi zaman önünden geçip hayalini kurduğu Yaşar Üniversitesi’nin Sürekli Eğitim Merkezi’ne (YÜSEM) geçen yıl burslu kabul edilmesi ilk önemli zaferiydi. Bu moralle 2011 YGS’ye girdi. Soruları okuması için talep ettiği okutmandan gereken desteği göremediği halde 178 puan aldı. Yaşar Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi’nin yetenek sınavını kazanıp Yaylı Çalgılar Bölümü’ne kabul edildi. Büyük ihtimalle, Türkiye’de üniversiteye girmeyi başaran ilk otistik oldu. Büyük bir ihtimalle diyoruz çünkü Milli Eğitim Bakanlığı ve otizm alanında çalışan Tohum Vakfı’nda bu konuda veri bulunmuyor.
Cem’e sorarsanız, daha da önemlisi, yalnızlığını kıracak arkadaşlar edinmesiydi. Yılbaşından hemen sonra konser vermek üzere gittiği Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nde tanıştığı kız arkadaşı şu anda ailesinden sonra hayatındaki en önemli varlık. Ağustos başında İzmir’e gelip bir hafta misafir olan arkadaşıyla şimdi her gün telefonlaşıyor.
UGSO solistliğiyse tüm bunların ardından gelen, zaferini taçlandıran bir ödül oldu. Aslında orkestranın keman grubuna katılmaktı niyeti. Şef Serdar Yalçın, İzmir’deki seçmelerde Cem’in çabasından, yeteneğinden etkilenince, bir eserde solist piyanist olarak sahneye çıkmasına karar verdi. Fritz Spindler’in ‘Sözsüz Şarkı’sına orkestra düzenlemesi yaptı. Eser, 29 Ağustos’ta İzmir’deki Soyer Kültür ve Sanat Fabrikası’nda UGSO eşliğinde ilk kez seslendirildi.
UGSO kurucusu, Gençlik Orkestraları Derneği Başkanı Nihan Özmutlu, “Engellileri de orkestramıza katmayı planlıyorduk. Cem ile karşılaşmamız bu arzumuzu gerçekleştirmemize vesile oldu” diyor. Cem’in yeteneğiyle hem toplumda hem de orkestranın genç üyelerinde engelliler konusunda farkındalık yaratacağını söylüyor.

DÖNÜM NOKTASI SANTANA’NIN ŞARKISI

Gülçin Vardarcı, 22 yıllık mücadelesinin belgelerini dosyalamış, mavi kaplı klasörü bize ve UGSO yöneticilerine göstermek için yanında getirmiş: Cem’in çocukluğundan itibaren fotoğrafları, terapiyle adım adım gelişmesi, raporlar, ilkokul dönemi, bateri çalmaya başlaması, Haluk Levent ve Fahir Atakoğlu’yla çıktığı konserler, lise günleri, Ege gazetelerinden haber kupürleri ve nihayet otizmi yenme sürecinde annesiyle katıldığı paneller, seminerler...
Bu zorlu öykünün en kritik noktası Cem’in müziğe başlaması. Otizmin ömür boyu çocukluk zincirini bu sayede kırmış. Ablası Gülser Vardarcı anlatıyor: “10 yaşındaydı. Annem evden çıktığında hırçınlaşır, eline geçirdikleriyle çevreye vurarak gürültü yapardı. Bir gün kaşıkla ritm tuttuğunu fark ettim. TV’de o anda çalan Santana’nın ‘Put Your Lights On’una eşlik ediyordu. Terapistleri, Cem’e bir uğraş bulmamızı önermişti; fırsatı değerlendirip hemen perküsyon dersine başladık. Bateriyi çok sevdi. Cem’in davranışlarında müziğin olumlu etkisini çok kısa zamanda gördük.”
Bateri, gitar, darbuka derken Cem özel kursta müzik becerisini ilerletti. 2006’da Ümran Baradan Anadolu ve Güzel Sanatlar Lisesi’ne girdi. Piyano çalmak istiyordu. Fakat onu sınıfına kabul eden tek öğretmen kemancı Bülent Öztürk oldu, Cem de kemana başladı. İlaveten 16 dersten daha sorumluydu. Evde özel ders aldı. Haftada birer saat keman, piyano, iki saat solfej dersi lise boyunca sürdü. O yıllarda hafızası yeterince güçlü değildi, tekrarla bilgileri pekiştirmek gerekiyordu.
Cem, “Okul dönüşü evin kapısından girmemizle çıkmamız bir oluyordu” diyor lise yıllarını anlatırken. “Bir kurstan diğerine koşturuyorduk. Yüzme öğrendim. Basket, tenis, futbol oynadım. At bindim. Müzikalde rol bile aldım. Şikayetçi değildim, çok eğlendim.”

Galiba bir mucize yaşıyoruz

SERDAR YALÇIN (ORKESTRA ŞEFİ)

Cem’in başarısı bence bir mucize. Geçmişte konser veren pek çok otistik müzikçi oldu. Fakat sanıyorum orkestra önünde, solist olarak konsere çıkan ilk isim Cem Vardarcı olacak. Bence çok başarılı. Hatta provalarda gözlerimin yaşardığını söyleyebilirim. İlk provadan itibaren tek hata yapmadı. Müzik sevgisi ve başarısıyla hepimizi çok etkiledi. Gülçin Vardarcı, provalara başlarken orkestra üyelerine Cem’in öyküsünü anlatan kısa bir film gösterdi. Çabasını gören tüm orkestra üyeleri ona saygı duydu. Hemen benimsediler ve sevgi çemberine aldılar. Gelecekte de Cem’le konser vermek isterim.

KALEMİ AVUCUNDAN PARMAKLARINA GEÇİRMEK TAM DÖRT YILINI ALDI

Cem, klasik müzik öğrenimi gördüğü halde pop ve rock da dinliyor. Rihanna, Madonna şarkılarını piyanoda çıkarmaya çalışıyor. Gelecekle ilgili hedefini de belirlemiş: “Hayalim müzik öğretmeni olup, başarılı çocuklar yetiştirmek...”

Elektrik Mühendisi Zafer ve işletme öğrenimi gören Gülçin Vardarcı’nın ikinci çocuğu Cem. 10 aylıkken ilk sözcüklerini söyledi, 13 aylıkken yürüdü. Dört yaşında aniden dünyayla bağlantısını kesti. Hırçındı, neredeyse hiç uyumuyordu. Hiperaktif olduğu düşünüldü. Otizm teşhisi kondu. “Dokunamaz, dokunulmasını istemez, yeme alışkanlıkları değişmez” demişti doktorlar. 7 yaşında, yolunun İsrailli terapist Ziva Rom’la kesişmesi Cem’in hayatını değiştirdi. Zaman zaman İzmir’e gelen Rom’un uyguladığı özel programı annesiyle sürdürdü, gerektiğinde İsrail’e gitti. Üç yıl içinde otizmin zincirini kırmayı başardı. Dokuz yaşındayken Şair Eşref İlkokulu’na kaynaştırma öğrencisi olarak kabul edilmesi için araya dönemin Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın girmesi gerekmişti. İlk bir yıl sınıfta annesinden ayrılmadı. Arkadaşlarından, velilerinden gördüğü desteği, öğretmenlerinden bulamadığı için mezun olana kadar altı
okul değiştirdi. Kalemi avucundan parmaklarının arasına geçirmesi tam dört yıl aldı. Bunun için önce terapiyle parmakları açıldı, sonra yazma alışkanlığı yeniden programlandı. Otizmin engellerini adım adım aşan Cem hâlâ ses hassasiyetini sınırlamak
için altı ayda bir işitme terapisine giriyor. Zorlu macerası ablasının meslek seçimini de etkiledi. Ege Üniversitesi’nde psikoloji okuyan Gülser Vardarcı ‘Otizmde Bütünleme Terapisi’ başlıklı teziyle mezun oldu. Bu alandaki çalışmalarını ABD’de sürdürdü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder